“Toprak anayla, çiftçiyle, köylüyle
savaşan bir iktidar var”
“Çiftçinin pancarının, ekmeğinin yolunu kestiler”
“Tatlandırıcıyı teşvik ediyorlar. Ağzımızın tadı kaçtı”
“İcra dairesine düşmüş tarımla karşı karşıyayız”
(DP Basın Merkezi - 10 Nisan 2010) DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk, Eskişehir’in Çifteler ilçesinde düzenlenen “Pancar Mitingi”nde köylü ve çiftçiye hitap ederek, “Toprak anayla, çiftçiyle, köylüyle savaşan bir iktidar var” dedi.
Çiftçinin pancarının ve ekmeğinin yolunu kesen bir iktidar olduğunu belirten Cindoruk, “Tatlandırıcıyı teşvik ediyorlar, ağzımızın tadı kaçtı” diye konuştu.
Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulan şeker fabrikalarının tek tek değil, paket halinde özelleştirildiğini vurgulayan DP Genel Başkanı Cindoruk, konuşmasında şunları söyledi:
“Buradan 60 yıl önce, 14 Mayıs 1950 seçimlerinden önce, Demokrat Parti’nin önderleri, sayın ve rahmetli Cumhurbaşkanı Celal Bayar, rahmetli Başbakan Menderes ve Eskişehir’in sevgili çocuğu Rahmetli Hasan Polatkan burada bir miting yaptılar.

Köylüyü, çiftçiyi, şehirde çiftçi, kasabada çiftçi nerde olursa olsun, çiftçi ve köylü için siyasi inançla girişen o geçmiş liderlerimiz, Çifteler halkıyla buluştular, akla gelen bir iş değildi, neden geçmişte bu önemli liderler Ankara’da, Tandoğan Meydanı’nda ya da başka yerde değil de Çiftelerde bir miting yapsınlar. Çünkü Demokrat Parti, çiftçi ve köylü partisi idi, çiftçiyi ve köylüyü korumak için ortaya çıkmıştı. Çiftçiyi efendi yapmak için, Demokrat Parti ve onun liderleri Çifteleri seçmişlerdi.
Çifteler bugün Anadolu’nun orta yerinde tam bir köy, köylü, çiftçi diğer yandaşları olan, bütün vatandaşların ortak değerlerini taşıyan çok önemli bir bölgedir. Burada su vardır, burada toprak vardır, burada güneş vardır, burada ürün vardır ve burada Türk köylüsü vardır. Onun için Türkiye’nin o eski, bugün hasret kaldığımız liderleri buraya geldiler ve sizlerin önünde toplantı yaptılar.
Böyle mikrofonlar yoktu, böyle otobüsler de yoktu, ama resimlerine baktığımız zaman bir sevgileri, bir saygıları olduğu görünüyor. Onların hiçbiri yaşamıyor, hepsine Allah’tan rahmet diliyorum. Ama şimdi görüyorsunuz ki biz yaşıyoruz, onların çizdiği yolu izliyoruz ve diyoruz ki Demokrat Parti bugün de çiftçinin, köylünün partisidir, toprağın partisidir.
Buraya neden geldik, hem o günün hatıralarını ortaya koymak için, hem de Türkiye’nin dikkatini derin meselelere çekmek için geldik. Bu hükümetin çiftçiye, köylüye toprağa karşı giriştiği savaşı durdurmak için, onlara bir ikaz lambası yakmak için buraya geldik.
Şimdi söyleyeceklerim gerçekleri ifade ediyor, keşke bu gerçekler daha evvel yapılan uyarılarla ortaya çıkmasaydı. Toprak ana, bugün Türkiye’de sıkıntıdadır, toprak ana, bugün köylüyle çiftçiyle ve onların yarattıkları ürünlerle Türkiye’nin temel konumunda değildir. Toprak anayla savaşan bir iktidar var, cumhuriyetin temel değerleriyle savaşan bir iktidar var. ama Türk halkı biliyor ki; ne olursa olsun Türkiye’nin Türklerin temel değeri topraktır, biz toprağa tohumlarımızı atarız, toprak ana bize ürünlerini verir. O ürünlerle karnımız doyar, ekonomimiz canlanır, güçlenir.
Çiftçimizin, köylümüzün temel direği olduğu Anadolu, Türkiye, Türkiye Cumhuriyeti’nin güvencesidir.
Şimdi ne oldu, toprağa şefkati kaybetmiş bir iktidar var, toprağa ve çiftçiye savaş açmış bir iktidar var. Bunun en önemli örneği pancar meselesi. Biz pancar meselesini çok öncelikle ileriye bakarak öne alıyoruz. Ne oldu pancar? 4 milyon ton şekere ihtiyaç varsa, 2 Milyon tonunu pancar üreticileri yetiştiriyor fabrikalarımızda, 1 milyon tonu ithalatla karşılanıyor, peki diğer 1 Milyon tonu ne oluyor? Kaçakçılarla geliyor, kaçak geliyor ve o kaçaklar yandaşlarla geliyor. Türkiye’nin hudutları elek haline getirildiği için geliyor.
Şimdi sevgili, değerli pancar üreticilerine sesleniyorum, sizin önünüzü kesmeseler, Türkiye 1 milyon ton pancardan elde edilmiş şeker ortaya çıkaramaz mı? Elbette çıkarır ama ortaya bir şeker kurulu çıkardılar. Onların yaptıkları ne oldu? Çok acı söylüyorum, sizden yana mı oldu o Şeker Kurulu, yoksa tatlandırıcıdan yana mıdır? Tatlandırıcıdan yanadır ve tatlandırıcıyı teşvik etmiştir, ağzımızın tadı kaçmıştır, şekerden alınan o güzel rayiha, o koku ortadan kalkmıştır. O tatlandırıcı milli midir? Amerikalıdır, Amerikalının ekmeğine yağ süreceksin çiftçinin, pancarının, ekmeğinin yolunu keseceksin, bumu milli duygu, bumu milli politika. Türkiye Bugün bu sıkıntıları yaşıyorsa, ekonomide, siyasette milli hadiselerde hepsinde açık herkesin bildiği biçimde söylüyorum, Amerikan yanlısı bir siyasetin Türkiye’ye egemen olmasındandır. 17 kez Amerika’ya giden bir Başbakan, bu cumhuriyette hiç olmadı. Bu cumhuriyette ilk defa bir Başkan, sanki Washington’da devleti idare eden bir başka organ varmış gibi yolunu Washington’a çevirmiş, gidiyor, geliyor. Ama bir gün Türkiye cumhuriyetinin bu seçkin insanları, gerçeklerin farkına varacaktır. Bizim de görevimiz size o gerçekleri anlatmaktır.
Size bir rakam söyleyeyim Avrupa Birliği ülkelerinde tatlandırıcının şekere oranı yüzde 2 civarında, bizde tatlandırıcının şekere oranı yüzde 15. Almış başını gidiyor. İki fabrika daha kurarlarsa, Türkiye pancar yetiştirmek hayal olur, ağzımızın tadıyla pancardan yetişmiş şeker yemekte hayal olur. Bir birimizi şeker gibi değil, tatlandırıcı gibi severiz.
O nedenle iş ciddidir, bu ciddi işi ortaya koymak zorundayız. Bu bizim Çifteler toprağında, bu konuşmaları yapmak için gelişimizin nedeni bu. Bu Hükümetinde tehlikenin farkına varmasını istiyoruz. Türk toplumun bu tehlikenin farkına varmasını istiyoruz, pancardan ne istiyorlar?
Bakınız, Atatürk pancar için ne söylemiş; “Eğer Cenab-ı Hak bu pancarı yetiştirmeseydi, insanların pancarı keşfetmesi gerekirdi” Atatürk’ün bu sözü çok önem taşıyor, o kadar önem veriyor ki, Allahın verdiği bu nimetin ne kadar değerli olduğunu ortaya koyuyor.

Pancar çiftçisinin Türkiye’ye verdiği hizmet sadece onu yetiştirmek değil, Türkiye’deki oksijen salımına kadar, pancarın çok önemli yanları var, pancar aynı zamanda şehirlere göçü önlüyor, köylünün imkanlarını her zaman olduğu gibi tatmin ediyor.
Pancar mübarek bir bitki, pancardan elde edilen şeker Türkiye’nin temelinde var, Cumhuriyetin ilk kurulduğunda iki sanayi kuruluyor, biri şeker fabrikası Alpullu’da başlıyor, biri de nedir bez fabrikaları, basma fabrikaları. Ama bugün Türkiye’deki şeker fabrikaları tek tek satılmıyor paket halinde satılıyor.
Paket halinde satılan o fabrikaları niye çiftçiye vermiyorsunuz, niye çiftçilerin kurdukları kooperatiflere, kurdukları kuruluşlara vermiyorsunuz? Amerikalılara, Fransızlara satmaya uğraşıyorsunuz, size battı mı şeker fabrikalarımız.
Unutmayınız orda başka bir rant var, şeker fabrikaların olduğu arazilerde geniş topraklar olur, orada zaman zaman başka ürünler elde edilir. Şimdi amaç o fabrikaları yandaşlarına peşkeş çekmek ve arazilerin imar planlarını yapmak, oraya gökdelenler dikmek, ve oradan elde edilen rantla o şeker fabrikalarını söküp atmak istiyorlar. Buna müsaade etmeyeceğiz, etmemelisiniz, ağzımızın tadını kaçırmamak için bunu yapmak zorundasınız.
Ben Anadolu’yu dolaşıyorum, bakıyorum ne oldu, tütün bitti, tütünü bitirdiler. Tütün şimdi Amerika’dan geliyor, sonra ne yaptılar döndüler, maalesef pancarı bitirmek üzereler, pancarı da bitirecekler. Pamukda bitti, Çukurova’ya gidin, pamuk tarlalarında başka şey biçiyorlar. Üzüm, incir bütün güzel ürünlerimiz tek tek bitirilmedi mi? Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu duruma bakın, Yunanistan’dan pamuk alıyoruz, bizim bundan utanmamız lazım. Bu topraklardan kovduğumuz Yunanistan’dan pamuk alıp elbise dikiyoruz gömlek üretiyoruz, bize yakışır mı, nerede pamuk tarlaları, hepsi gitti.
Adana’yı dolaştığım zaman üzüntü duyuyorum, tütün bölgelerinde dolaşırken üzüntü duydum. Nerde fındık? Türkiye’nin en önemli ürünlerinden biri fındık. Yapılacak işler var, basit, şimdi yol boyu traktörler önümüzden geçti, hacizli, yol boyu önemden ziraat aletleri taşıyan kamyonlar geçti hacizli. İcra dairesine düşmüş olan tarımla karşı karşıyayız, köylü bankalara yüksek faizlerle borçlanmış, o borçları ödeyemez duruma gelmiş. Kimse yardım etmiyor, Ziraat Bankası kaynakları nereye gitti, biliyorsunuz, yandaş birisi bir gazete çıkarmak istedi, ona verdi Ziraat Bankası krediyi, yandaş biri televizyon kurmak istedi, ona verdi Ziraat Bankası krediyi. Çiftçinin kredisinin faizi katladı, çiftçi krediyi ödemek için gitti özel bankalardan borç aldı ve şimdi o sıkıntılar içerisinde borcun faizini ödeyemiyor.
Sevgili çiftçi kardeşlerim, çiftçiler Türkiye’nin gerçek sahibi sizlersiniz, toprak olmazsa, vatan olmazsa devlet olur mu? Toprağın sahipleri sizlersiniz Atatürk’ün dediği gibi efendiler sizlersiniz. Çünkü bu vatanın toprağını bekleyen, bu vatanın toprağında yaşayan, üreten, bizi doyuran Allah’ın birliği ve bereketiyle sizlersiniz.
Siz ürün ürettiğiniz zaman, Türkiye’de siyasetçi de, iş adamı da, sanayici de herkes rahat eder.
Ürünü siz yurt dışından getiriyorsanız, hangi tarım ürünleri alıyoruz, son zamanlarda bakınız pamuk alıyoruz, çok önemli ölçüde. Susam alıyoruz, şeker alıyoruz, tatlandırıcı alıyoruz, İran’dan karpuz alıyoruz akla gelir şey miydi bunlar? Türkiye’nin bu güne kadar görmediği işlerdi.
Mesela uçak yapamazsınız uçak alırsınız, otomobil yapamazsınız, yabancı ülkelerden otomobil de alabilirsiniz. Ama bu ülkenin tarımını durdurup, bu ülkenin önemli ihtiyaçlarını tarımla karşılamazken, gidip de vatandaşın ürünlerini, devletin imkanlarını yabancı ülkelere doğru düzeltemezsiniz, gönderemezsiniz. Böyle bir hakkınız yok.
Bu devleti tarım ürünlerini ithal etmeye mahkum edenlerin, devleti idaresine hakları da yoktur, yetenekleri de yoktur ve onları değiştirmek hepimizin ortak görevidir.
Çok sevgili çiftçi kardeşlerim, burada elbette ki pancarı konuşuyoruz. Pancar sizin için bir ıstırap kaynağıdır ve giderek başka bir şey oluyor. Pancar alanları daraldıkça sizi başka tarım ürünlerine doğru yönlendiriyorlar.
Türkiye’de her şey özelleştiriliyor, özelleşince ne oluyor, yabancıların eline geçiyor.
Son zamanlarda barajları özelleştiriyorlar, yani sizin topraklarınızı suladığınız ve o sulamayla ürün bereketi getiren su altı servetlerimizi özelleştiriyorlar. Toprağımıza sahip çıkalım, suyumuza sahip çıkalım. Susuz toprak olmaz, susuz toprakla yapılan tarımda bereket getirmez.
Çok değerli bir arkadaşımız bir döviz taşıyor, 2002’de pancar 89 Lira, 2004’de 115 lira, arada fark sadece ve sadece akaryakıt römorkuna kalmıştır. 100 liralık mazotta 67 liralık vergi var. ama buna mukabil devlet işine gelen sektörlere o vergiyi 35 liraya indirmiştir. Yani nedir o, tarım üvey evlattır, köylü üvey evlattır, çiftçi üvey evlattır. Vatandaşa henüz akaryakıtta bir destek vermeyen devletin tarımdan ürün beklemesi, ürün artışı beklemesi mümkün değil.
Bu traktörleri kim alıyor, bu son dönemde çok artış gösteren yeni makinalar var, onları kim alıyor, onları alan olmadığı içinde köylü çiftçi, tefecinin eline kadar düşüyor.
Bu işleri halletmek mümkündür, şimdi onların cevabını vermek istiyorum. Demokrat Parti’nin 1950’de, 60 yıl evvel söylediklerini aynen tekrarlıyorum. O zamanda aynı şey söylenmişti, Ziraat Bankası’nın, ismi üstüne ziraat, tarım tamamen köye ve çiftçiye destek olacak, bunu yapacağız. faizleri düşürmek mümkündür, faizleri düşüreceğiz, inanılmaz ölçüde yüksek faizler alınıyor bankaların aldığı faiz haramdır, o faizleri makul seviyelere getireceğiz. Sulamaya önem vereceğiz, sulama olmadan, sulu tarım olmuyor, Türkiye’nin suyu var, eğer o suyu ona buna kaptırmazsanız, elbette Türkiye’de su var.
Tohumu ıslah edeceğiz, bunun örneklerini geçmişte yaptık yine yapacağız. Demirel’in bir sözü vardır “Şehirde ne varsa, köyde o olacak” bir kez bunu yaptık, mutlaka ve mutlaka, mutlaka yapacağız.
Bizim kimseyle kavgamız yok, ama milli devlet ilkeleri içerisinde bir milli çiftçi, bir milli tarım var. Tarım milli olmadıkça, çiftçi milli olmadıkça Türkiye’nin savunmasının, Türkiye’nin büyümesi, medenileşmesi mümkün değildir.
Bu pancar biliyorsunuz, köyden şehre hicreti de durdurur. Bu pancar her yerde ve her zaman alıcısı olan, çok önemli bir üründür. Hedefimiz, şeker fabrikalarını daha da çoğaltacağız, çoğaltarak tarımı büyüteceğiz. Gün gelecek, tekrar pamuğu da, tütünü de tekrar millileştireceğiz ve bunları yapmakta bir sıkıntımız olmaz.
Çiftçi kardeşimiz dövize yazmış, “Anamı aldım da geldim” gerçekten annesi de yanında. Ananı da al gel, babanı da al gel. Kimseye anamızı, vatanımızı kaptırmayız merak etmeyin. Bizimle aynı fikirleri paylaşan, sizinle aynı sıkıntıları paylaşan, taşıyan siyasetin 50-60 yılında var olan bir siyasi parti var.
Yine geldik, ağabeyiniz var, kardeşleriniz var, evet sizi düşünen insanlar var. siyasi düşünce olarak milli olanlar var, yalnız değilsiniz, bu Çifteler toprağında sizler yalnız değilsiniz. 60 sene evvelki insanlar yaşamıyor ama o fikirler yaşıyor, o inanç yaşıyor, o devlet düşüncesi yaşıyor ve sonsuza kadar yaşayacak.

Bu Anadolu’nun mütevazi bir köşesinde, bir araya geldik, burada sizin duygularınızla bizim duygularımız kaynaştı, bu bir başlangıçtır, Demokrat Parti tarım ve çiftçi tekrar ele ele verdi mi, bütün Türkiye’yi yanında görecek. Ve inanıyorum ki bugün Türkiye’nin yüzde 30’unu köyde ve şehirde yaşayan vatandaşlarımız teşkil ediyor. Sadece şehirleri düzelterek, imar ederek devletin bütünlüğünü, zenginliğini sağlayamazsınız. Devlet bir bütündür, bu bayrak sadece illerde dalgalanmıyor, bu bayrak ilçelerde de dalgalanıyor, köylerde dalgalanıyor, bu bayrak Türkiye’nin her yerinde dalgalanıyor.
Bu devleti kimseye kaptırmayız, bu devlet bizimdir, bizim olmaya devam edecektir. Bu cumhuriyet bizimdir, bizim olmaya devam edecektir, bu bayrak bizimdir, bizim olmaya devam edecektir. İnanınız ki bizi kimse bölemez, hiç kimse parçalayamaz, halkımızı kimse birbirine düşüremez, yeter ki biz buna inanmaktaki direncimizi, düşüncemizi, heyecanımızı muhafaza edelim. Sizinle beraber olan kalpler sadece ve sadece çiftelerde değil, Türkiye’nin her yerinde doğusunda, batısında, kuzeyinde, güneyinde var ve onlarla birlikte kalplerimiz aynı tempoyla çarpıyor.
Hiç kimse bir kuşkuya kapılmasın, o onu tutukluyor, o onu sorguluyor, o ona onu yapıyor, bunların hepsi gelip geçicidir. Devlet millete dayanır, millet sağlamsa, devlette sağlamdır. Bu millet sağlamdır, sağlam kalacaktır, Kurtuluş Savaşını yapan millet, kavgalardan mı korkacak, bu iktidardan mı korkacak.
Bizim söylediklerimizin hepsi tarihi gerçeklere dayanıyor. Bakınız 60-70 sene evvel bizim partimizin amblemi olan Kırat’ın ismini siz buldunuz, demokratı, Demir Kırat’a çevirdiniz, Kırat o günden bugüne yaşıyor, kırat bu savaşı kazanacak, çünkü onun karşısında sütçü beygirleri var. Kırat gücünü sizden alıyor, sizden almaya devam edecektir. Kıratın etrafında bir milli birliği sağlayacağız. Buradan söylüyorum, Türkiyedeki milli duygular sadece bugün ortaya çıkmadı, tarihten geliyor, tarihte bu topraklarda neler yaşandığını bilenler vefat etmiş olabilirler ama tarih yazıyor, tarih bilgimiz, bilincimiz var. yapacağımız iş basit, aynı düşünceleri söylüyorsak, onu yüksek sesle söyleyeceğiz, onu kimseden korkmadan söyleyeceğiz, bu iktidar gidicidir. Ben ne iktidarlar gördüm, hepsi geldi geçti, dünya Kanuni Süleyman’a da kalmadı, Süleyman Peygambere’de kalmadı.
Bunlarında gidişi yakındır çiftçiye köylüye, memura zulm edenin hayatı sona ermiş demektir. Siz TEKEL işçisinin burnuna gaz sıkacaksınız, sonra çıkacaksınız sırtlarına cop vuracaksınız, ve zannedeceksiniz ki bu dayak, bu işkenceyle iktidar süreceksiniz. O iktidarınız batar.
Gün iyi gündür, bu sıkıntılı günler daima olduğu gibi, güneşi getirecektir. dün burada yağmur vardı bugün güneş var, dün burada bulutlar vardı. Bugün burada güneş var. Takdir Allah’ındır, Allahın üstünde bir güç yoktur, Allahın üstünde bir gücü olduğunu zannedenlerin cezaları er veya geç yine Allah tarafından verilir.
Sıkıntımız var, birilerinin sıkıntısı var, her sabah uyandığınızda televizyonlarda acaba hangi kötü haber var, kim kimi yargılıyor, darbe mi var, yoksa başka bir şey mi yapılıyor. O tertipler içerisinde uyanıyoruz. Huzur içinde olun, Türkiye Cumhuriyeti yolunu almıştır, bundan sonra önünü kimse kesemez, her engeli aşarız, 90 yıldır bu topraklarda, bu Al Bayrağı ve bu Cumhuriyeti yaşatan sizlersiniz.
Her sabah ümitle uyanın yeni bir gün doğacaktır, doğmaktadır. Hep beraber şunu diyelim ki köylü tekrar milletin efendisi olacaktır, bundan hiç kuşkunuz olmasın.
Cumhuriyetin temelinde olmayan bütün değerler, bugün bu iktidar tarafından ortaya atılıyor. Ama cumhuriyetimiz, güçlüdür, kuvvetlidir, büyümüştür, dayanıklıdır, cumhuriyet yakılmaz, yıkılmaz. Cumhuriyet bunları götürür, bunlar cumhuriyeti götüremez. Bunu iyi bilin ve rahat olun.
Çiftçi üreterek onurlu yaşamdır, çiftçinin istediği o. Üretimini yapar, çiftçiyi cezalandırmak değil, ödüllendirmek, bunları yapacak gücümüz var. Devletin bir çok imkanları var. Devlet eskisi gibi değil, devlet 30 yıl önceki gibi değil, devlet bir çok konuda daha donanımlı. Ama, siz TARİŞ’i kapatırsınız, Fisko Birliği kapatırsanız, Toprak Ofisi iş yapamaz hale getirirseniz, hibrit depoları boşaltırsanız, Türkiye’nin tarımını sonlandırmak için tedbirler alırsanız, elbette size pay düşmez, size düşen pay amortidir, büyük ikramiyeyi kim alır, büyük ikramiyeyi başbakan, gemicik alan oğlu, bir başka bakan, unla yumurtayı çırpan ve 80 katlı gökdelen yapan AKP milletvekili alır. Büyük ikramiye onlara çıkar.
Şimdi bizim işimiz, sizi amortiden kurtarmak, sizi de büyük ikramiye ortağı yapmaktır, bizim işimiz budur. Biz tekrar köylüden, çiftçiden başlayacağız ve o başlangıcın arkasında elbette sanayide, elbette suni gübrede elbette her alandaki Türkiye’deki sıkıntılar giderilecek.
Bir şey daha yapacağız, adaleti getireceğiz, adalet şüphe kaldırmaz, eğer adaletin üzerinde şüphe yani kuşku varsa, o adaletten pay alan sizlerde sıkıntıya düşersiniz. Yargıçları sıkıntıya sokmamak için, devleti idare edenleri, devlet hudutlarının bekçiliğini yapanları kırmamak gerekir. Onları memur yapmak yerine onları ortak yapmak gerekir.
Buradan bir kez daha söylüyorum çiftçi, köylü, memur asker, sivil hepimiz el ele ayrılık yok bize yakışmıyor, düşmanlık yok bize yakışmıyor, dostluk var, kardeşlik var. Birbirimize iftira atmak yerine birbirimize gül atmayı tercih ediyoruz.
Dost duygularla birlikte yürümeliyi tercih etmeliyiz. Bunları söylerken hepinizin benim duygularımı içtenlikle paylaştığınızı biliyorum.
Demokrat Parti etrafında birleşelim, geçmiş siyasi hayatımıza bakınız, Menderes’ten, Polatkan’dan, Bayar’dan, Demirel’den zarar gören var mı içinizde. O zaman hep beraber milli birliğimizi, beraberliğimizi sağlayacak, bir siyasi birlikteliği, Demokrat Parti’nin Kırat’ının etrafında toplayalım.
Siz de bizimle berabersiniz, bunu avucumun içi gibi biliyorum. O zaman milli devlet için, soğuk kanlı, kavgasız gürültüsüz bir Türkiye’yi kurmak için ellerimizi birleştirelim, gönüllerimizi birleştirelim, siyasi hayatımızın önünde çok engel var. o engellerin hepsini aşmak istiyoruz
Size siyasetin içinde uzun yıllar deneyim görmüş, davalara vakıf olmuş, başı dertlerden zor kurtulmuş bir ağabeyiniz olarak sesleniyorum. Gün, birlik, beraberlik, günüdür, gün barış günüdür. Gün, bir arada olma günüdür; gün, Türkiye cumhuriyetinin birlik beraberliği, sınırlarımızın bütünlüğü, halkımızın aynı duygular etrafında toplanması günüdür. Onun için vurun davullara, vurun zurnalara, Allah devletimizi, milletimizi korusun, sizi korusun. Hepinizi, muhabbetle sevgiyle kucaklıyorum, sağ olun, var olun.”